IRWİN D. YALOM - GÜNEŞE BAKMAK (Ölümle Yüzleşmek)

 

-Yazar Hakkında-
Rus asıllı Amerikalı psikiyatrist, psikoterapist, yazar ve eğitimci. Kurgusal ve kurgusal olmayan ancak psikoloji ve felsefe temalı kitaplarıyla tüm dünyanın en çok ilgisini çeken yazarlardan biri olmuştur. Nietzsche Ağladığında ve Aşkın Celladı gibi kitaplarıyla geniş kitlelere adını duyurmuştur. Kitapları üniversitelerde ders kitabı olarak da okutulmaktadır ve hasta- doktor ilişkisine getirdiği yeni yaklaşımlarla adli suç konusunda eğitim veren kurumların da başvuru kaynaklarındandır.
13 Haziran 1931‘de Washington DC‘de dünyaya geldi. Ailesi Rusya‘ nın Polonya sınırı yakınlarındaki bir köyden Amerika‘ya göç etmiş olan fakir bir aileydi. Ekonomik açıdan oldukça zorlanmalarına karşın Yalom’un kitaplara olan ilgisi hiç azalmadı. Kitap yazmak küçük yaşlardan itibaren hayaliydi ve bir insanın yapabileceği en iyi şeyin bu olduğunu düşünüyordu.
George Washington Univesity‘de sanat üzerine eğitim aldıktan sonra Boston University Tıp Fakültesi‘ne kaydoldu. Uzmanlık dalı olarak, psikiyatriyi seçti. 1956 yılında mezun olduktan hemen sonra New York‘taki Mount Sinai Hospital’da staı. Daha sonra Baltimore‘daki Phipps Clinic of Johns Hopkins Hospital’a geçti ve 1960‘da eğitim süreci sona erdi. Yalom askerlik hizmetini 2 yıl boyunca kaldığı Honolulu‘daki Tripler General Hospital’da yaptı. Ardından 1963‘te Stanford University‘de akademik kariyeri başladı. Özellikle grup terapileri ve varoluşçuluk konularında uzmanlaşan yazar, The Theory and Practice of Group Psychotherapy isimli ilk kitabını 1970 yılında yayınladı. Ardından bir hastasıyla yaptığı terapiler üzerine yapılandırdığı Every Day Gets a Little Closer geldi.Yazma teknikleri konusunda da kendini geliştiren Yalom, Existential Psychotherapy‘ı 1980‘de psikayatri literatürüne kazandırdı.
1992‘de ilk romanı When Nietzsche Wept (Nietzsche Ağladığında) kitap raflarındaki yerini aldı. Psikanalizin doğumu arifesindeki 19.yüzyıl Viyana‘sında Nietzsche, Freud ve Salome‘un hayatını, kurguya dayalı bir hikâyede kesiştiren yazar, okuyucuyu varoluşun kader, inanç, hakikat, huzur, mutluluk, acı, özgürlük, irade… ve neden, nasıl gibi en önemli duraklarından geçirdiği bir yolculuğa çıkardı. Kitap tüm dünyada büyük ilgi gördü ve felsefeyle edebiyatı başarıyla bir araya getiren romanlardan biri olarak klasikler arasına girdi.
Büyük yankı uyandıran When Nietzsche Wept’ten sonra Yalom ikinci romanı Lying on the Couch‘ı (Divan)kaleme aldı. Divan da ilk romanı kadar beğenildi ve okuyucuların gözdesi oldu.
The American Psychiatric Association Irvin D. Yalom’a psikiyatri ve dine katkılarından dolayı 2000yılında Oscar Pfister ödülünü vermiştir.
Türkçe’ye Çevrilmiş Olan Bazı Eserleri
* Aşkın Celladı ve Diğer Psikoterapi Öyküleri
* Annem ve Hayatın Anlamı
* Aşkın Celladı
* Bağışlanan Terapi Yeni Kuşak Terapistlere ve Hastalarına Açık Mektup
* Divan
* Evli Kadının Tarihi
* Grup Psikoterapisinin Teori ve Pratiği
* Her Gün Biraz Daha Yakın
* Kısa Süreli Grup Terapileri
* Memenin Tarihi
* Nietzsche Ağladığında
* Varoluşçu Psikoterapi
* Evlilik Terapisi
* Bugünü Yaşama Arzusu – Schopenhauer Tedavisi
* Din ve Psikiyatri
* Günübirlik Hayatlar
* Bir Psikiyatristin Anıları

* * *

Sizlere yazarın beni en çok kendimle yüzleştiren kitabıyla başlayacağım bu yazıya. Kitabımız 7 bölümden oluşuyor: Ölümcül Yara, Ölüm Anksiyetesini Tanıma, Uyanma Deneyimi, Fikirlerin Gücü, Fikirler ve İlişkiler Yoluyla Ölüm Korkusunun Üstesinden Gelmek, Ölüm Farkındalığı, Ölüm Anksiyetesiyle Uğraşmak: Terapistlere Tavsiyeler.
İlk sayfada bir söz var yani bir tılsım olmuş Yalom için: Güneşin ya da ölümün yüzüne doğrudan bakamazsınız, diye. (François de la Rochefoucauld, Özdeyiş 26) Bu söz beni bir filozof gibi düşündürdü acaba ne demek istedi diye ama kitabı okudukça bu sözün anlamını kavradım. Çünkü benim de her ne kadar bastırmaya çalışsam da güneşe bakarken alerjim tutuyordu. Ölüm anksiyetesini de buna benzetince taşlar yerine oturmuştu.
Kitaba Gılgamış Destanı'ndan bir alıntıyla başlıyoruz. "Yüreğim umutsuzluk içinde. Ölümden korkuyorum." Daha sonrasında Antik çağda tüm filozofları gezip en sonunda Epiküros'un bahçesine götürüyor bizi, Yalom amca. Epiküros'un felsefesinde bazı şeyler tam olarak ben de karşılık bulmasa da hak verdiğim kısımlar da oldu.
Yalom amca her kitabında olduğu gibi kendisine gelen hastalarının hayat öykülerinden örneklerle bize onların yaşadıkları çoğu korku ve anksiyetenin temel kökü olarak ölüm anksiyetesi olduğundan söz eder. "Hepimiz her gece uykuya dalarken ya da anestezi altında bilincimizi kaybederken ölümü tadarız. Yunan sözcük dağarcığında ölüm ve ve uyku, yani Thanatos ve Hypnos ikiz kardeştir. Çekoslavak varoluşçu yazar Milan Kundera da unutma edimiyle ölümü önceden tattığımızı ileri sürer: "Çoğu insanı ölüm korkusunda dehşete düşüren şey geleceğin kaybı değil, geçmişin kaybıdır. Aslında unutma davranışı hayatın içinde her zaman var olan bir ölüm biçimidir." (sy. 20) Burada bize aslında farkında
olduğumuz ölüm ve uykunun kardeş olduğudur. Yani Epküros'a göre öldüğümüz anda bilincimiz kaybolur ve ölümün acısını hissetmeyiz bu yüzden de bunun için endişelenmeye gerek yoktur. Pekala diyebilirsiniz ki: O zaman biz neden korkuyoruz bu ölümden? Epiküros bunun içn şöyle bir sorgulama yaptırır bize: Bilinmezlikten anne karnına düştüğümüz andan öncesi ilk ölümdür. Buraya doğduktan sonra bilinmezliğe gidişimiz ikinci ölümdür. İlk ölümlü hâlimizin üzerinde bu kadar kaygılanmazken neden ikincisi konusunda çok kaygılanırız ki?, diye. Ben bu söze yüzde yüz katıldım. Ama ölüm sırasındaki o bilincin kaybolmasından dolayı acı yaşamama konusunda hem fikir değilim sadece.
Devam edelim o zaman arayışımıza. Yaşadığımız çoğu olayı bastırmaya meyilliyiz, der Yalom amca ki haklı bu konuda. Az önceki soruya cevap için bir önerisi var Yalom'un: Öldükten sonra hiç yaşamamış gibi kaybolup gideceğimizden korkuyor olamaz mıydık? Bence olabilirdik. Bunun için de Yalom amca bize bir teselli veriyor: "DALGALANMA". Bu başlığı okuyunca ne oluyor yine acaba dedim? Okuyunca beni teselli edecek yegâne şeyin bu olacağına inandım. Evet şu "Dalgalanma" neymiş bakalım hep beraber. Hepimiz buraya doğduğumuz andan itibaren ölene dek geçen yaşam süresince kimlere katkı sağladıysak ve başka kimseler de bize katkı sağladıysa yani birbirimize temas ettiysek "birbirimizin kalıntısıyız" diyen S. Freud amcanın dediği gibi Yalom da ölüm bizi bulana dek ne kadar etkileşimde bulunduysak onların bizde, bizim de onlarda ölüm gerçekleştikten sonra küçük salınımlar yani nano düzeyde hatırlanacağımız için aslında hiç olmamış gibi yok olmayacağımızdan bahsediyor. Bence de öyle. Hem gerçek hayatta hem de şu küçücük ekranda sosyal ağlar sayesinde kimlerle temas içerisindeyiz değil mi? Bu sayede gerçek hayatta göremeyeceğimiz ama tanıştığımıza şükrettiğimiz yeni hayatlarla, ruhlarla tanıştık. Bu yüzden size ne kadar teşekkür etsem az kalır. Şu anda yazıyı okuyan sen, o kadar değerlisin ki bunu sakın unutma. İnsan kendi değerini bazen kendisi dahi unutuyor. Ama ben sana bu yazıyı okurken ufak bir hatırlatma olarak sunuyorum. Bu hediyemi kabul edin lütfen.
Evet kitabın geri kalan kısmında yine hastaların yaşadığı travmalardan ve özellikle rüyaların aracılığıyla o kişiye nasıl da yardımcı olabildiğini anlatıyor. Bazı durumlarda Yalom amca da umutsuzluğa kapılıyor. Tam bu sırada hastadan gelen "aktarım"lara karşın kendisinin de "karşı aktarım"larda bulunduğunu ve bu sırada bazı şeylerin seyrinin çok farklı yöne evrildiğini bize gösteriyor.
Charles Dickens'ın Bir Noel Şarkısı kitabındaki yaşlı Ebenezer Scrooge ile bize "Uyanış" evresini anlatıyor. Tüm yaşamı boyunca huysuz, aksi, açgözlü, ekşi bir insanken bir gece rüyasında gelecek Noel’de olamayacağını görür. Hikâye tam da bu andan itibaren değişir. Bu zamana kadar kötü olan karakter artık çok daha sevecen, ilgili ve iyi birisine dönüşür. Aynı zamanda hipnoz olmuş bir kimsenin de yaşadığı deneyimden sonraki değişimler de bu "Uyanma" deneyimine örnektir. Bu andan itibaren insan tıpkı kanser hastalarında olduğu gibi "bu değişimi keşke kanser olmadan önce yapsaydım" demeleri gibi bir sarsılma, silkinme ve "Uyanma" yani farkına varan bir zihin meydana çıkartır. Bu "Uyanma" anları kişinin "Miladı" diyebiliriz. Artık yeni bir benliğini keşfetmiştir ama tek farkla, sıfırdan değil öğrendiği tecrübeleriyle yeniden başlayacaktır yaşamaya.
Bu "Uyanma" deneyimine örnek olacak bazı olayları bizim için Yalom amca listelemiş;
* Sevdiğiniz birisinin kaybıyla duyduğunuz üzüntü
* Hayati tehlikesi olan bir hastalık
* Özel bir ilişkinin bitmesi
* Büyük bir doğum günü (elli, altmış yetmiş yaş) gibi hayatın önemli dönüm noktaları
* Yangın, tecavüz, hırsızlık, gibi bir felaket travması
* Çocukların evden ayrılması (boş yuva)
* İşinizi kaybetmek veya kariyer değiştirmek
* Emeklilik
* Huzurevine taşınmak
* Son olarak daha derin benliğinizden mesaj getiren etkileyici rüyalar.
Diye bize sıralıyor. Kendi adıma söylemeliyim ki, çocukluğumdan beridir haberci rüyalarla haşır neşirimdir. Bazı ilişkilerin yalan olduğunu anladım. Hayati tehlikesi olan hastalığa sahip sevdiklerimden bazıları yok. Siz de kendi payınıza düşenleri düşünün derim. Sonrasında bu sayılan maddelere örnek vakalarla devam ediyoruz.
Evet o Epiküros'un bahçesine varıyoruz. "Epiküros ve Eskimeyen Bilgeliği"
Epiküros için ölüm 3 aşamadan oluşur:
1. Ruhun Ölümlülüğü
2. Ölümün nihai hiçliği
3. Simetri iddiası
Ruhun Ölümlüğü
Sokrates'in görüşüne taban tabana zıt ama Yeni Platoncular tarafından bu korunmuş ve Hristiyanlığa da büyük katkı sağlamıştır.
Ölümün nihai hiçliği
Ölüm bir dağılımdır. Dağılan şeyi algılayamayız. Yani; ölümün olduğu yerde ben yokum, benim olduğum yerde ölüm yok. Öldüğümüzde bunu algılayamayacaksak tasalanmanın da bir anlamı yoktur diyebiliriz. Ama bu bile bize aslında düşünce çok şey anlatıyor. Benim katılmadığım yer tam olarak burasıydı.
Simetri iddiası
Epiküros'tan bahsederken söylediğim yere geldik. Ölümden önceki boşlukla, ölümden sonraki boşluk aynıdır, diyor. Bunun hakkında bir okurunun e-postasını sizlere akrarıyorum:
"Şu anda hiçlik fikriyle az çok rahatım. Tek mantıklı sonuç bu görünüyor. Çocukluğumdan beri ölümden sonra insanın mantıksal olarak doğumdan önceki durumuna geçmesi gerektiğini
düşünürdüm. Ölümden sonra hayat fikri bu sonucun basitliğiyle karşılaştırıldığında uyumsuz ve karmaşık görünüyor. Ölümden sonra hayat fikriyle kendimi teselli edemiyorum, çünkü ister hoş olsun ister nahoş, sonu olmayan varoluş fikri benim için sonlu bir varoluş fikrinden çok daha ürkütücü." (sy. 77)
Benim görüşüm de sonlu bir varoluşun her şeyden daha yeğ olduğudur. Çünkü burada bile sürekli haz yaşayanlarda bitmek bilmez bir utanç yaşamaya mahkum oluyorlar ve onlar için ölüm bir kurtuluş hatta bu utançtan arınmak denebilir. Tabii ki sürekli haz peşinde koşan insanları sevdiğim anlaşılmasın. Sadece olaya en iyi örneklerden birisiyle cevap vermek istedim.
"Yorulduğumuzda yıllar önce yendiğimiz eski düşüncelerin hücumuna uğrarız." Nietzsche
Bu söze o kadar hak verdim ki anlatmam. Ben de bir şeylere olan inancımı yitirdiğimde ve yorulduğumda bana da olan buydu. Ve bu olay öyle ağır geliyor ki bunun üstesinden gelmek bazen mümkün olamayabiliyor.
"Sonsuza denk aynı hayatı yaşamak"
Bu da Nietzsche'nin katıldığım bir görüşüdür. "Sonrasızca yeniden varoluş" fikri bize soru işaretleri verse de biraz düşününce doğru olduğunu anlıyoruz. Bunlar için Yalom amcanın "Nietzsche Ağladığında" kitabını okumanızı da tavsiye edeceğim. "Gerçek hayatta asla karşılaşmayan Nietzsche ve Breuer'in karşılaşsalar nasıl olurdu?" diye düşünmesi sonucunda ortaya çıkmış olabileceğini düşündüğüm bir eser oldu benim için. "Eğer bu düşünce seni ele geçirseydi ya seni olduğun gibi değiştirirdi ya da belki de ezip geçerdi." Nietzsche
"Olduğunuz kişi olun." "Beni öldürmeyen şey, güçlü kılar." "Bazıları ölüm borcundan kurtulmak için yaşam kredisini reddeder." Nietzche
" Schopenhauer 'in Üç Denemesi
1. Sahip olduklarımız: Maddi zenginlik ulaşılamayacak bir hedeftir. Schopenhauer zenginliğe ulaşma ve maddi kazanç sahibi olmaya çalışmanın sonu gelmez ve tatmin edici olmayan bir iş olduğunu mükemmel bir şekilde açıklamıştır; ne kadar çok mala sahip olursak o kadar fazlasını isteriz. Zenginlik deniz suyu gibidir: İçtikçe susuzluğumuz artar. Sonunda biz mallara değil, onlar bize sahip olur.
2. Başkalarının Gözünde Temsil Ettiklerimiz: Şöhret de maddi zenginlik gibi silinip gidiverir. Schopenhauer şöyle diyor, "Endişelerimizin ve kaygılarımızın yarısı başkalarının bizim hakkımızda düşündüklerinden kaynaklanır... Bu dikeni tenimizden çıkarmalıyız." İyi bir izlenim yaratma isteği o kadar güçlüdür ki pek çok mahkûm, idama giysilerini ve son hareketlerini düşünerek geçirmiştir. Başkalarının fikirleri her an değişebilen bir hayaldir. Fikirler pamuk ipliğine bağlıdır ve insanı başkalarının ne düşündüğüne ya da daha kötüsü ne düşünüyormuş gibi göründüklerine köle eder - çünkü gerçekte ne düşündüklerini asla bilemeyiz.
3. Ne Olduğumuz: Gerçekten önemli olan tek şey ne olduğumuzdur. Schopenhauer iyi bir vicdanın iyi bir şöhretten fazla şey ifade ettiğini söyler. En büyük amacımız iyi sağlık ile tükenmez fikir kaynağına, bağımsızlığa ve ahlaki hayata götüren entelektüel zenginlik
olmalıdır. İçsel dengemiz, bizi rahatsız edenin şeyler değil, onları nasıl yorumladığımız olduğunu bilmekten kaynaklanır.
Bu son fikir -hayat kalitemizin deneyimlerimiz tarafından değil de deneyimlerimizi yorumlama biçimlerimiz tarafından belirlendiği fikri- kökü eskilere dayanan önemli bir terapötik doktrindir: Stoa okulunun en önemli ilkesi; Zenon, Senaca, Marcus Aurelius, Spinoza, Schopenhauer ve Nietzsche tarafından bugüne kadar getirilerek dinamik ve bilişsel davranışçı terapinin temel ilkesini oluşturur.
Epiküros'un iddiaları, dalgalanma, yaşanmamış hayattan kaçınma ve alıntıladığım özdeyişlerde özgünlüğe yaptığım vurgu; hepsinin, ölüm anksiyetesiyle savaşmada çok büyük faydası vardır. Ama bütün bu fikirlerin gücü başka bir unsur tarafından -başkalarıyla yakın ilişki- artırılmalıdır. " (sy. 103-104)
"Sonunda öldüğümüzü ve diğer bütün bilinçli varlıkların da bizimle öldüğünü anladığımızda, her anın ve her varlığın kırılganlığı ve değerli oluşuna dair yıkıcı, neredeyse yürek burkan bir his duymaya başlarız ve buradan bütün varlıklar için derin, açık, sınırsız bir şefkat hissi gelişebilir." Sogyal Rinpoche, Tibet'in Yaşam ve Ölüm Kitabı
Kişi ölümle karşı karşıya kaldığı anda onun yanında kalmak, elini tutmak, yanına uzanmak, ona sevgi sözcükleri söylemek ölenin ölüm anındaki kayboluşundan oluşan endişesini sakinleştirmeye ve ona yalnız olmadığını hissettirmek ölüme giden herkes gibi birbirimize ışık olduğumuzu hatırlatır. Bir hastası Yalom'a: Rüyamda bir gemideydim. Sessiz ve sakince ölüme gidiyordum. Orada başka gemilerin de ışıklarını görmek beni huzurlu hissettiriyordu." diye aktarmıştı. Bizim de istediğimiz bu değil miydi?
Öldüğümüzde ise diğerlerine bunun nasıl yapılacağını ya da gerçekleşeceğini anlatmış olurduk. Kanser hastalarının çoğu grup terapisinde Yalom amcaya "onlara nasıl ölüneceğini öğreteceğim" diyerek yeniden canlandıklarını yani uyanıp o yapamadıkları birçok şeyi yapmaya başladıklarını gözlemlemiş.
"Çünkü sona yaklaştıkça başlangıca daha çok yaklaşan bir dairenin içinde dönüp duruyordum. Yolun açılıp temizlenmesi gibi bir şey. Yüreğim uzun zaman önce uykuya dalan pek çok hatırayla sızlıyor." Charles Dickens, İki Şehrin Hikâyesi
Yalom, kitabın sonuna doğru artık Akıl ve Ölüm Hocalarından bahsediyor. Anlatılan tüm teknikleri günlük yaşamada kendimize nasıl uygulayabiliriz? sorularına cevaplar veriyor. Terapistlere ise, 40 yılı aşkın tecrübelerini aktarıyor. Hastanın ansksiyetelerin temelinde ölümle olan yüzleşmeden korktuğunu ve bunu hastaya nasıl incitmeden onun yanında kalarak ölüme giden hepimiz gibi birbirimize nasıl ışık olabiliriz bunlardan bahsediyor.
Kitabın son sayfasında şu var:
Doktor Yalom'un "Bilge olmak için kilerindeki havlayan vahşi köpekleri dinlemeyi öğrenmelisin." tavsiyesi sizin için ne ifade ediyor? diye sonlanır. Bu sizin için ne ifade ediyor? diye ben sorayım. Ben cevabımı kitabın boş sayfalarına yazmıştım. Sıra sizde canım okur. Bana görüşlerinizi mutlaka bildiriniz. Ölümle yüzleştiğimiz de kendimizi daha çok var etmek için uğraşacağımıza inanıyorum. Mutlu bir yaşam diliyorum. "Ya AMOR FATİ ya da seveceğin bir kader yarat." diyor Yalom amcamız. Ben de seveceğim bir kaderi yaratmaya gidiyorum. Sevgilerle. 
                                                              
     

        

Yasin Âşık 



Yorumlar

Yorum Gönder

Öne Çıkanlar

Bu Hikâye Senden Uzun Osman - Aylin Balboa

Sait Faik Abasıyanık - Hişt Hişt Hikâyesi (Tahlili)