Tomris Uyar - Öykücülüğü


TOMRİS UYAR’IN ÖYKÜCÜLÜĞÜ
Senem Gezeroğlu
Edebî eleştiri metin üzerinden yapılır ve herhangi bir şairi, yazarı değerlendirmenin yolu onun ortaya koyduğu metinlerden geçer. Söz konusu biyografik eleştiri değil de edebi eleştiriyse şüphesiz malzeme de yazarın hayatı (hatta özel hayatı) değil bizzat metnin kendisi olmalıdır. Özellikle günümüzde popüler kültürün ve edebiyatı magazinsel-ticari bir araca dönüştürmeye çalışan akımların etkisiyle sık sık “ikinci yeninin gelini, üç büyük şairin sevgilisi, edebiyatımızın sahip olunamayan kadını, 1 kadın peşinde 3 şair vb” gibi tanımlara maruz bırakılan, özel hayatı edebî hayatını gölgeleyecek şekilde anılan Tomris Uyar bu muameleyi hak etmeyecek yazarlarımızdandır. Çünkü o, titizlikle yaptığı çevirilerle dünya edebiyatından birçok önemli eseri dilimize kazandırmış, sadece öykü yazarak bu türe sadık kalmış, hem kurgu hem de anlatım teknikleriyle yenilikler deneyerek farklı yollar açmaya çalışmış, hikâye ve öykü üzerine kafa yormuş, Türk dili ve edebiyatına hizmet etmiş, emek vermiş bir yazarımızdır. Dolayısıyla Tomris Uyar’ın çalışmalarını göz ardı ederek onu sadece üç erkek şairin peşinde koştuğu bir kadın gibi göstermek, yazarı metalaştırarak özel hayatı üzerinden edebiyat yapmaya çalışmak hoş bir tavır değildir. Zira Tomris Uyar edebiyatımızda kendi sesiyle, kendi rengiyle var olabilmiş ve öyle kalabilmiş güçlü ve özgün bir kalemdir.
İnci Enginün, Uyar’dan şöyle bahseder: “Virgina Woolf’u Türkçeye en iyi aktaran bir sanatçı olan Tomris Uyar’ın hikâyelerinde hatıralar ve izlenimler ve onlardan doğan çağrışımlarla çizilen bir dünya yer alır. (…) “kadınlara bir ayrıcalık ayırdığı eserleri, onun kadını en iyi tahlil edebilen nadir yazarlardan olduğunu gösterir.”1 Enginün, yazısının devamında onun sadece “kadın”ı değil büyük bir şehrin içinde kaybolan iyi “insan”ları anlatabilen duyarlı bir kalem olduğunu da vurgular. Necip Tosun ise Uyar’ın özellikle öyküdeki ısrarı ve bu tür için arayış çabaları üzerinde durur: “Öyküdeki ısrarı, yazınsal titizliği ve sanatçı duruşu Tomris Uyar’ın (1941-2003) Türk edebiyatındaki yerini seçkinleştiren en belirgin üç özelliğidir. Tomris Uyar, Yazın hayatında, kuşağının pek çok yazarının aksine öykü dışında hiçbir edebi türde ürün vermemiştir. (…) Öykü serüveni boyunca hep yeni arayışlar içerisinde olmuş, gerçeküstücülükten postmodernizme, fantastikten sembolik yaklaşımlara, edebiyat dünyasının pek çok anlatım alanlarında denemeler yapmış, ürünler vermiştir. Öyle ki biçimsel arayışlar, onun neredeyse öykü anlayışı olmuştur. Dünya edebiyatını yakından izlemesi, özellikle öykü evrenine yakın yazarlardan çeviriler yapması, öykülerinin çeşitlenmesi, zenginleşmesi sonucunu doğurmuştur.”2
Anlaşılacağı üzere Tomris Uyar, bir tür olarak öyküyü hep ayrı bir yerde tutmuş, bu türe dair makaleler yazmış, onu romana uzanan bir yol olarak görmemiş ve aynı zamanda kendi öykülerinde yeni teknikler deneyerek onu kalemiyle zenginleştirmeye çalışmıştır. Tomris Uyar öyküyü; “Bir insanın hayatındaki bir ânı ele alıp onun ışığında o kişinin vereceği kararların, yaşayacağı değişimin ve hayatının alacağı yönün işlenmesi”3 olarak tanımlar. Öyküyü seçiş sebebini açıklarken, tutumunun altında yatan sebepleri açarak ve öyküyü romanla kıyaslayarak şunları söyler: “Kısa öyküyü dünyayı anlatma, görme biçimime en uygun dal olarak görüyorum. Roman böyle değil. Romanla öykü arasında hiçbir bağ olduğunu da sanmıyorum. Öykü yazarken çok daha yoğun, daha çarpıcı, kısa yani öz bir anlatma yolunu seçiyorsunuz. Sayfalara boğulmuş bir anlatma biçiminden çok daha güç. Bu niteliklerinden ötürü çağımıza daha uygun bir sanat olduğunu düşünüyorum.”4 Tomris Uyar, 1992’de yazdığı “Hikâyede Yoğunluk” adlı makalesinde “hikâye” ile “öykü”yü eş anlamda kullanmamış, bu ikisi arasına belirgin bir çizgi çekmiştir. Öyküyü, tahkiyesi yapılan geniş çerçeveli bir tür olarak kabul ederken hikâyeyi de öyküsü yapılan/yazılan, aktarılan ya da duyulan olay olarak tanımlar.5
Tomris Uyar, öykü serüveni boyunca kısa öykülerden oluşan on, uzun öyküden oluşan bir olmak üzere, on bir öykü kitabı yazmıştır. Gündökümü adında günlükleri ve çeşitli çevirileri bulunan Tomris Uyar’ın öykücülüğünü iki dönemde incelemek mümkündür. 1971’de İpek ve Bakır’la başlayan birinci dönem, 1973’te Ödeşmeler’le 1975’te Dizboyu Papatyalar’la, 1979’da Yürekte Bukağı ile devam eder. Yazarın bu öykülerinde II. Yeni’nin etkisi görülmektedir. İkinci dönem öyküleri ise 1981’de Yaz Düşleri/Düş Kışları, 1983’te Gecegezen Kızlar’ı, 1986’da Yaza Yolculuk’u, 1990’da Sekizinci Günah’ı, 1992’de Otuzların Kadını’nı, 1998’de Aramızdaki Şeyler’i, 2002’de Güzel Yazı Defteri’ni yayımlamasıyla şekillenir. Yazar, 1981’den 2002’e kadar olan ikinci dönem öykülerinde kendini yenilemeye, batılı öykü tekniklerini kullanarak biçimsel arayışlara meyleder.
Bu çalışmada Tomris Uyar’ın öykücülüğü kurmaca anlatının temel yapı taşlarından hareketle belli alt başlıklar etrafında toplanacak ve genel olarak değerlendirilecektir.

1.İçerik 

Tomris Uyar’ın öykülerinin içeriği çeşitli olmakla birlikte belli başlı temalar etrafında toplanır. Bunlardan öne çıkanlar iletişimsizlik, bunalım, kaçış, intihar, kadın, cinsellik, evlilik ve aile, dostluk, toplum, toplumsal yozlaşma ve göçtür. Tomris Uyar öykülerinde bireyi, bireyin iç dünyasındaki çaresizliğini, bunalımlarını ve çatışmalarını anlatsa da insanı toplumdan bağımsız olarak değerlendirmez. Yazarın öykülerinin arka planında toplumsal değer yargılar, toplumun birey üzerindeki baskısı daima hissedilir. Yazarın özellikle üzerinde durduğu başat tema “kadın” ve kadın etrafında oluşan diğer temalardır. Uyar, toplumu da arkasına alarak kadın-erkek ilişkilerinde cinsel tabular, evlilik kurumu ve kadın, evliliklerde aldatma, boşanma, hayat kadınları ve toplumsal baskı, bir kadın olarak sanat ve sanatçı gibi temaları yoğunlukla işler.
Tomris Uyar’ın öykülerinde fazlasıyla ön plana çıkan kadın, evlilik kurumunda anne/kadın, sosyal hayatta çalışan kadın, genç-ihtiyar kadın, evli-bekar-dul kadın olarak her açıdan değerlendirilmiştir. Bu öykülerde mesele olarak ele alınan şey toplumsal baskılar ve değer yargılar karşısında kadının ve karşıt grup olarak erkeğin konumudur. Tomris Uyar öykülerinde özellikle özgür kadınları seçer ve onları olumlu özellikleriyle ön plana çıkarır. Baskı gören kadınları anlatmasındaki amaç ise kadının kendi değerini anlamasını sağlamak ve duygularının farkındalığını oluşturmaktır.
Bunların yanı sıra sanat ve sanatçı kavramlarına da hayli kafa yoran yazar, öykülerinde kişiler üzerinden bunu göstermeye çalışmış, toplumun sanatçıya ve sanata bakış açısını öyküler aracılığıyla değerlendirmiştir. Yazar, sanatçıların değersizleştirildiği bir toplumda yaşadığı zorlukları, insanlar tarafından anlaşılamamayı, sanata emek veren kişilerin toplum tarafından ne şekilde karşılandıklarını birer vakaya dönüştürerek kimi zaman kişiler ve diyaloglar kimi zaman da olaylar aracılığıyla sık sık dile getirmiştir. Uyar, öykülerinde yazma sanatını icra eden yazarların yaşamına da fazlaca yer verir. 

2.Kurgu 

Tomris Uyar’ın öykülerinin neredeyse ana yapısını kurgu oluşturmaktadır. Yazar, öykünün temel bileşenlerinden olan kurguyu hikâyesinin çatısı yapar. Anlam yoğunluğuyla ördüğü cümleleri, farklı tekniklerle oluşturduğu kurmacasının üzerine inşa eder. Uyar’ın kurgularında özellikle dikkat çeken şey, son anda atılan ve kurmacanın bel kemiğini oluşturan aydınlanma anlarıdır. Yazar, aslında öykü boyunca okuru o ana hazırlar ve o son cümle, son durum, son kıvılcımla öykünün tüm parçaları birleşir. Öykü kişilerinin iç dünyalarında yaşadıkları değişim, öykünün çözülüp sona erdiği bölüm, kurguda aydınlanma anını oluşturur ve Tomris Uyar, öykülerinde bu aydınlanma anlarını bir kısa cümleye sıkıştırdığı derin anlamlarla zenginleştirir. İzlenim ve çağrışımla yakından ilgisi bulunan ve zihnin bilinçli anlarına tekabül eden bu “aydınlanma an”larında öykü kişisinin bilinç düzeyi üst seviyededir, algıları açık ve dikkatlidir. Uyar’ın özellikle ilk dönem kitaplarında görülen izlenimcilik, çağrışımla birlikte bilinç akışını devreye sokar ve sayısız anların içinden geçen öykü kişisi (öykü kişisiyle birlikte okur) o tek bir anda aydınlanır, çözüme kavuşur. Her şey tek bir anda olmuş gibi gözükse de aslında bu anın arkasında uzun bir yolculuk, buz dağının görünmeyen kısmı, sayısız ve sonsuz anların birleşimi vardır. Ve bu anı yakalamak için bazen tek bir söz, bazen bir hareket bile yeterlidir. Yazarların kurguyu, anlatım tekniklerini kullanışları kadar ‘aydınlanma an’larını kullanışları da farklılık arz eder. Tomris Uyar, öykülerinde “aydınlanma an”ını anlatım tekniklerinden diyalog, iç monolog ve anlatma/tasvir kullanarak üç şekilde gerçekleştirir. Yazarın en fazla kullandığı teknik ise diyalogdur. İlk öykü kitabından itibaren anlatım tekniklerini yerli yerinde kullanarak kurguyu oluşturan yazarın ikinci dönem öykülerinde biçimsel arayışların arttığı görülür. Yazar, farklılık arayarak kendini tekrar etmekten kaçarak postmodern ve modern unsurlara yönelmiştir. Yazar, artık klasik hale gelmiş temaları yeni biçim arayışlarıyla farklı kılmaya çalışmıştır. Kurguyu diyalog, iç monolog, bilinç akışı, montaj, leitmotiv, mektup, günlük gibi birçok teknikle destekleyerek, Türk edebiyatında deneysel metotlarla, kimi zaman postmodern yaklaşımlarla, sembolik anlatımlarla, öyküdeki bütün unsurları kurguyu planlamada en iyi şekilde bir araya getirmeye çalışmıştır. Hep yeninin ve orijinal olanın peşinden giden yazar, bunu biçim ve teknikle sağlamaya çalışmıştır. 

3.Zaman ve Mekân

Tomris Uyar, öyküden “an”a odaklanmış, öykü anlayışını dile getiren yazılarında bunu vurgulamış ve kurgularında aydınlanma anlarını ön plana çıkarmıştır. Kısa öykünün en önemli yaklaşımlarından biri olan “öykünün an”ı fikrine sadık kalmıştır. Zamanı parçalı olarak bazen şimdinin penceresinden, bazen de geçmişe geri dönüşlerle kurgulayarak ele almıştır. Tomris Uyar’ın öykülerinde zaman genellikle akroniktir. Bazen geçmişte başlayan bir öykü biteceği zaman, şimdiye döner. Bazen de şimdide başlayan öykü geçmişe sıçramalardan sonra tekrar şimdiye dönerek sona erer. Dolayısıyla şimdi ve geçmiş bir sarmal halinde iç içe geçirilerek ele alınır. Bazen mevsimleri, bazen bir günü, bazen de günün bir saatini anlatan ve bunu yaparken de zamanı kısa tutan yazarın olay zamanı da uzun değildir.
Tomris Uyar’ın öykülerinde mekânın durumu, zamanın durumundan daha belirgin ve ön plandadır. İlk dönemlerinde izlenimci kimliğiyle eserlerini kaleme alan yazarın öykülerinde mekân çoğunlukla zemin oluşturmak ve atmosfer yaratmak içindir, bu yönüyle kurgunun içinde kaybolur. Ancak başka bazı öykülerde mekân çok farklı işlevlerle karşımıza çıkar. Tomris Uyar’ın öykü kişilerinin en çok vakit geçirdiği mekânlar evlerdir. Evler ve pasajlar kişilerin bazen düşledikleri, bazen kaçtıkları, bazen huzur buldukları mekânlardır. Tomris Uyar’ın mekânlarında mutlaka güneşi gören, önünde çiçekleri olan bir pencere ya da balkon yer alır. Özellikle Çiçek dirilticileri adlı öyküde mekân, umudun habercisidir. Uyar, öykü kişilerinin duygularını dile getirmek için kimi zaman mekânlarla öykü kişileri arasında doğal bir ilişki kurar ve böylelikle mekân, öyküyle kişiler arasına eklemlenerek bir çeşit katalizör işlevi görür.
Yazarın öykü kişilerinin psikolojilerini yani iç dünyalarını çeşitli anlatım teknikleriyle ele aldığı yerler iç mekânlar, kapalı mekânlardır. Buralarda genellikle bireyin öyküsü işlenir. Dış mekânlar ise yazarın daha çok toplumsal değişimleri anlatmak kaygısıyla kullandığı alanlardır. Öykü kişisi için bazen bir kaçış bazen de bir özgürlük alanı olarak dış mekânları kullanmıştır. Bunun yanı sıra toplumsal yozlaşma, insanın bozulan ve değişen yüzü de mekânlar üzerinden gösterilir. Yazar, İstanbul’un semtleri, sokakları, sahili, gecekondu mahalleleri üzerinden çocukluğundaki güzelliklerin nasıl birer birer yok olduğunu anlatır. İstanbul onun başlıca şehriyken nadiren de olsa Anadolu’nun kasabaları, köyleri ve özellikle bir kaçış mekânı olan ada, yazarın öykülerinin diğer dış mekân unsurlarını oluşturmuştur. 

4.Kişiler ve Bakış Açısı 

Tomris Uyar’ın öykü kişileri genel olarak kendisine yüklenen kimlikleri ve rolleri çabucak kabul etmektedir; fakat daha sonra bu durum benliğin yok oluşu yani intihar ile son bulur. Dolayısıyla kendi var oluşunu sorgulamayan, benliklerini tamamlamayan, belli bir kimliği olmayan bu öykü kişileri kendilerine dışarıdan verilen, toplumun dayattığı rollerle bir müddet yaşasa da en sonunda tüm bunlara bir tepki olarak ölmeyi seçerler. Kendi varoluş sorunsallarını irdelemek yerine tamamen yok olmayı tercih ederler. Bu durum illa intihar ya da cinayetle gerçekleşmez; öykü kişisi hayatla bağlantısını keserek, toplumla iletişimi koparıp kendi iç dünyasına kaçarak da aynı soyut ölümü, intiharı gerçekleştirmiş olur. Tomris Uyar’ın öykülerinde kurguladığı kişiler tasnif edildiğinde yazarın erkek tiplerinin kadın tiplerine oranla az olması da oldukça dikkat çekicidir. Kadının tüm boyutlarıyla ele alındığı ve karakterize edildiği öykülerde erkek tipleri genellikle okumuş-okumamış, kültürlü-kültürsüz; kadın psikolojisinden ve ruhundan anlamayan, kaba, saygısız, sadece erkek olduğu için kendini önemli sanan kişilerdir. Ancak kadın tiplemelerinde her duruma uygun bir kadın bulmak mümkündür.
Öykü kişilerini genel olarak böyle seçen Tomris Uyar bakış açısını da önceden belirlemekte, bu açının sınırlarını çizmekte ve öyküsünü kimin anlatacağına karar vermektedir. Öykülerinde birinci kişi anlatıcı ve üçüncü kişi anlatıcı kullanmıştır, ağırlığı ise üçüncü kişi anlatıcıya vermiştir. Öykülerinin bir kısmında da birden fazla anlatıcıyı tercih etmiştir. 
 
5.Dil, Anlatım, Üslup 

Tomris Uyar, öyküye başlamadan önce çeviriler yapmış bir isimdir. Bu çeviriler sayesinde hem dünya edebiyatını yakından takip etmiş hem de dilin kullanım incelikleri, Türkçenin dil yapısı üzerinde düşünerek bu alana mesai harcamıştır. Üslup bakımından temiz bir Türkçe kullanan yazarlarımızdan Tomris Uyar, değil başka yazarları kendisini bile tekrar etmekten kaçınmıştır. Dolayısıyla öykülerini kelime kelime işleyerek, yer yer ince ince eleyerek, titiz bir dil işçiliğiyle kaleme almıştır. Uyar, bu yönüyle fazlalıkları yontarak ve anlamı kelimeye yoğunlaştırarak iyice kısa öykü türüne yaklaşır. Bu metinler ise şiirsel ve tiyatral bir özellik taşır. Tomris Uyar, Gündökümü’nde şöyle der: “Her sanatın kendine özgü bir şiirselliği, her sanatçının bu şiirselliği kalkındırmada kendine özgü bir sesi olduğuna, ortaya çıkan özgün deyişin bu iki ögenin kaynaşmasından doğduğuna inanabiliriz”6 Öykülerinde ses kadar renge de önem veren yazarın bu özelliği izlenimci tavrından ileri gelmektedir. İzlenimci yönünün ağır bastığı birinci dönem öykülerinde güçlü tasvirleri vardır ve bu tasvirler sadece mekânı değil, kişi ve zaman unsurlarını kurgularken de kullanmıştır. Hatta kimi zaman öykülerindeki önemli ayrıntıları tasvirlerin arasına saklamıştır.
Tüm bunlardan hareketle Tomris Uyar, hem çevirileri hem de öyküleriyle Türk Edebiyatına emek vermiş, hizmet etmiş, yeninin peşinden koşarak farklı yollardan gidebilmiş, güçlü, aydın, özgür ve özgün bir kalem olarak var olabilmiş önemli bir isimdir. Onu sadece aşk masalarının sevilen kadını gibi göstermek ise edebi anlayışa, edebi eleştiriye, kısaca edebin kendisine yakışmayacak bir tavırdır. 

Kaynakça 

1 İnci Enginün, Cumhuriyet Dönemi Türk Edebiyatı. 13. Baskı. İstanbul: Dergâh Yayınları, 2013: 401.
2 Necip Tosun, Öykümüzün Kırk Kapısı. Ankara: Hece Yayınları, 2013: 291.
3 Tomris Uyar, (Kaan Özkan ile Söyleşi) ”Edebiyatta Önemli Olan İnandırıcılıktır, İçtenlik ya da Sahtecilik Değil”, Virgül, Nisan 2002: 8
4 Tomris Uyar,(Ilgın Sönmez ile Söyleşi),”Verdiğim Özgürlükten Kendime de İsterim”, Milliyet Sanat, Ağustos 2002: 91. 
5 Tomris Uyar, (Ilgın Sönmez ile Söyleşi) ”Verdiğim Özgürlükten Kendime de İsterim”, Milliyet Sanat, Ağustos 2002: 91. 
6 Tomris Uyar, Gündökümü, İstanbul: Yapı Kredi Yayınları, 2003: 258. 


 Düzenleme: Yasin Aşık



Yorumlar

Öne Çıkanlar

Bu Hikâye Senden Uzun Osman - Aylin Balboa

Sait Faik Abasıyanık - Hişt Hişt Hikâyesi (Tahlili)